Already a subscriber? - Login here
Not yet a subscriber? - Subscribe here

Displaying: 1-14 of 14 documents


araştirma makaleleri /research articles
1. Kilikya Felsefe Dergisi / Cilicia Journal of Philosophy: Volume > 6 > Issue: 2
Harun Tepe İnsan, İnsancıllık (Hümanizm) ve İnsan Hakları: İnsancıllık Eleştirisi Üzerine
abstract | view |  rights & permissions | cited by
Öz: İnsan hakları düşüncesi, 18. yüzyılda bugünkü haliyle tarih sahnesine çıktığından bu yana, bazı eleştirilerin de hedefi olmuştur. Bu eleştiriler gittikçe yoğunlaşarak bugün zirve yapmış ve insan hakları, özgürlük ve demokrasi gibi politik değerlerle birlikte 20. yüzyılın sonunda, daha bundan 20-30 yıl önce en iyi dönemini geçirmiş olmasına karşın, bugün insan haklarının sonu ilan edilmeye başlanmıştır. Bu eleştirilerden birisi insan haklarını insan-merkezci bir ideoloji, hatta insan türü ırkçılığı olarak gören hümanizm eleştirisidir. Bu eleştiri bu yazıda Yuval N. Harari ve Costas Douzinas’ın görüşlerinden hareketle ortaya konulmakta ve bu eleştiriler egoizm, insan hakları, insancıllık ve liberalizm kavramlarının açıklığa kavuşturulması ve Harari ve Douzinas’ın iddialarının ayrıntılı olarak ele alınmasıyla yanıtlanmaya çalışılmaktadır.
2. Kilikya Felsefe Dergisi / Cilicia Journal of Philosophy: Volume > 6 > Issue: 2
Caner Çiçekdaği Doğrudan Çıkarımlardaki Bazı Mantıksal Eşdeğerlik İlişkileri
abstract | view |  rights & permissions | cited by
Bilindiği gibi mantıkta çıkarımlar doğrudan veya dolaylı olabilir ve dolaylı bir çıkarım olan kıyaslar Aristoteles mantığının temel konusunu oluşturur. Kıyasın dolaylı olmasının gerekçesi, sonucunun birden fazla öncüle dayanması ve bu yüzden doğrudan değil, dolaylı bir şekilde çıkarılmasıdır. Doğrudan çıkarımlar ise tek bir öncül önermesinden hemen yine tek bir sonuç önermesi çıkarırlar. Böyle çıkarımlardan bazıları öncülü ile sonucunun aynı doğruluk değerinde olduğu “eşdeğer önermeler”den oluşur. Basit önermelerle yapılan bu tür “eşdeğerlik çıkarımları” (eduction) döndürme yöntemi uygulanarak gerçekleştirilir ama dört basit önermenin dördünden de eşdeğeri olan sonuçlar her zaman çıkarılamaz. Bu çalışma eşdeğeri çıkarılamayan bazı önermelerin döndürme kurallarında esneklik yapılarak eşdeğerinin yakalandığı durumları, böyle eşdeğer önerme çiftlerinin yapısını ve özelliklerini değerlendirmiştir.
3. Kilikya Felsefe Dergisi / Cilicia Journal of Philosophy: Volume > 6 > Issue: 2
İsmail Serin The Problem of Transition in Kant’s Opus Postumum
abstract | view |  rights & permissions | cited by
In this paper, I try to reveal the nature of the transition problem in Kant’s Opus Postumum. Scientific developments in eighteenth century, particularly the ones in chemistry, forces philosophers to re-evaluate the role of scientific findings in the philosophical debates. In addition to these crucial developments, we observe that the a prioricity for Kant primarily depends on the physical nature of the matter which implies moving forces, but the developments in chemistry add a new dimension to the problem. Once again, Kant, after the publication of the third Critique, starts to think about the possibility of a transition from The Metaphysical Foundation of Natural Science to physics. If we succeed to construct a proper transition, we not only save the sciences from being just aggregation of the empirical data, but we may fill the gap between the knowledge about the matter and the nature as a whole.
4. Kilikya Felsefe Dergisi / Cilicia Journal of Philosophy: Volume > 6 > Issue: 2
Haluk Aşar Tıp Etiğinden Bio-Etiğe: Fritz Jahr
abstract | view |  rights & permissions | cited by
Genel olarak biyoetik teriminin ilk kez 1970 yılında Van Rensselaer Potter ve Andre Hellegers tarafından kullanıldığı düşünülür. Fakat bir terim ve kavram olarak biyoetik ilk kez bir papaz ve etikçi olan Fritz Jahr’ın 1927 yılında Alman bilim dergisi Kosmos’da yayımlanan “Biyo-Etik: İnsanların Hayvanlar ve Bitkilerle Etik İlişkisine Yeniden Bir Bakış” (Bio-Ethics: A Review of the Ethical Relationship of Humans to Animals and Plants) adlı makalesinde ortaya konulmuştur. İlk kez Jahr biyoetik terimini ortaya atmasına rağmen, bugün biyoetik terimi tanımından farklı olarak tıp etiği ile benzer anlamda kullanılmaktadır. Örneğin Warren Reich, biyoetiği yaşam bilimleri ve sağlık bakımı alanındaki insan davranışlarının, incelenebildiği ölçüde, sistematik bir şekilde incelenmesi olarak tanımlamaktadır. Ancak Jahr yaşam bilimlerinin ortaya çıkardığı bilimsel verilerden hareketle yeniden değerlendirdiği etiğin sadece insan yaşamını değil, tüm yaşamı kutsal sayması gerektiği sonucuna ulaşır. Bu bakımdan Jahr eskiden doğa bilimlerine yön veren felsefenin, şimdi kendi sistemini doğa bilimlerinin bilgisi üzerine inşa etmek zorunda olduğunu belirtir. Bu aslında onun için bir devrimdir ve kendisi de etik alanında bir Kopernik devrimi gerçekleştirmiştir.
5. Kilikya Felsefe Dergisi / Cilicia Journal of Philosophy: Volume > 6 > Issue: 2
Deniz Soysal Pyrrhus ile Cineas’ta Tasarı ve Aşkınlık Temelinde Simone De Beauvoir’ın Carpe Diem Eleştirisi
abstract | view |  rights & permissions | cited by
Tasarı ve aşkınlık, Simone de Beauvoir’ın varoluşçu felsefesinin önemli kavramlarıdır. Beauvoir’ın tasarı ve aşkınlık kavramları onun ilk felsefi yapıtı olan Pyrrhus ile Cineas’ta ileri sürülmüştür. Bu makalede Beauvoir’ın tasarı ve aşkınlık kavramlarını carpe diem düşüncesinin karşısına koyarak nasıl kurduğunu sunmak istiyorum. Bu kavramların onun temel ontolojik argümanının temellerini oluşturduğu iddia edilmiştir. Bu ontolojiye göre insan olmak aşkın olmak demektir, aşkınlık somut tarihsel durumlar içindeki tasarılara bağımlıdır. Hiçbir insan bu temel ontolojik durumdan kaçamaz. Carpe diem düşüncesi ya da herhangi bir dingincilik kuramı bu temel ontolojik gerçeklikle çelişir ve bu yüzden de Beauvoir tarafından eleştirilir.
6. Kilikya Felsefe Dergisi / Cilicia Journal of Philosophy: Volume > 6 > Issue: 2
Mehmet Cem Kamözüt Felsefe İlerler mi?
abstract | view |  rights & permissions | cited by
Felsefenin ilerleyip ilerlemediği sorusu sıklıkla felsefe ve bilim arasında bir karşılaştırmaya dayanarak ele alınır. Öyle ki bilimin ilerlediği apaçık kabul edilir ve felsefenin de eğer ilerliyorsa bunun ancak bilime benzerliği sayesinde olanaklı olduğu düşünülür. Bilim ile kast edilen de genellikle kuramsal fiziktir. Bu yazıda bilimin ilerleyip ilerlemediği sorusunu ele almadım. Felsefenin ve bilimin aynı ölçütlere göre değerlendirilmesinin gerekliliğini de sorgulamadım. Ancak söz konusu karşılaştırmada yaygın olarak bir çifte standart uygulandığını belirtmek istiyorum. Göstermeye çalıştığım literatürde önerilen ölçütlerin her iki alana da tutarlı biçimde uygulanması durumunda birinin ilerlemediğini söylemenin tek yolunun diğerinin de ilerlemediğini söylemek olduğu. Ölçütün kullanılmasındaki bu yaygın çifte standardın temelde bilim ve felsefe eğitiminin yapısından kaynaklandığını öne sürüyorum.
7. Kilikya Felsefe Dergisi / Cilicia Journal of Philosophy: Volume > 6 > Issue: 2
Mehmet Şiray G. W. F. Hegel’in Estetik Üzerine Dersleri ve Sanatın Sonuna İlişkin Tezler
abstract | view |  rights & permissions | cited by
G. W. F. Hegel’in 1820’de gerçekleştirdiği Estetik, Güzel Sanatlar Üzerine Dersler’i bugün hâlâ estetik üzerine en çok tartışılan tezlerden biri olan sanatın sonu iddiası ile sıklıkla gündeme gelmektedir. Kuşkusuz Hegel’in notlarının böylesi bir iddiaya ev sahipliği yapıp yapmadığı çok tartışılan felsefi bir meseledir. Kimilerine göre Hegel, romantik sanatın estetiğin sonunu getirdiğini ima etmiştir, kimilerine göreyse son fikri modern dönemde sanatın sonuna dair bir işaret olarak okunmalıdır. Kuşkusuz Hegel’in estetik üzerine düşüncelerinin güncel sanat üzerine yapılan tartışmalarla ilişkilendirilmesi birçok bakımdan ufuk açıcıdır; ancak bağlamından kopmadan, yani bir bakıma son fikrinin Hegel estetiğinde nasıl tecelli ettiği tartışılmadan bu ilişkiyi kurmak bizi Hegel felsefesinden uzağa doğru sürükleyecektir. Bu yanlış anlamayı gidermek adına aşağıdaki incelemede öncelikle Hegel’in ilgili görüşlerine açıklık getirmeyi amaçlamaktayım. Ardından Hegel’e atfedilen kimi görüşlerin izini sürerek bunların geçerliliklerini ortaya koymaya çalışacağım. Son olarak da Hegel estetiğinin ana hatlarına tekrar dönerek sanatın sonu tezinin nasıl yorumlanabileceği üzerine kendi düşüncelerimi dile getireceğim.
8. Kilikya Felsefe Dergisi / Cilicia Journal of Philosophy: Volume > 6 > Issue: 2
Soner Soysal Kierkegaard’nun Öznel-Nesnel Hakikat Ayrımı Temelinde Tekil Birey Anlayışı
abstract | view |  rights & permissions | cited by
Bu makalede Søren Kierkegaard felsefesinin temel kavramlarından birisi olan ve yine bu felsefeye varoluşçu karakterini kazandıran tekil birey kavramını ele alıyorum. Kierkegaard, ilk bakışta epistemolojik bir ayrımmış gibi görünen, bu kavramı öznel ile nesnel hakikat arasında yaptığı ayrım üzerine temellendirir. Kierkegaard tekil bireye giden yolun nesnel hakikatten değil, öznel hakikatten geçtiğini ileri sürer. Tekil birey, Kierkegaard’ya göre, kendi yaşamının sorumluluğunu alabilen, kendi yaşamını şekillendiren değerleri seçebilen ve bu değerlerle nasıl ilişki kuracağını belirleyebilen bir bireydir. Ne var ki, Kierkegaard’ya göre, tekil birey olmak o kadar da kolay bir iş değildir. Tekil birey olabilmek için insanın nesnel hakikatin güvenilir alanını terk edip, varoluşunu öznel hakikatin belirsizliğine teslim etmesi gerekir. Bu belirsizliği göze almadığında, insanın kendine ait bir yaşam sürmesi ve kendisi olarak varolmasının olanağı yoktur.
9. Kilikya Felsefe Dergisi / Cilicia Journal of Philosophy: Volume > 6 > Issue: 2
Dilek Arli Çil Wittgenstein’ın Birinci Dönem Düşüncelerindeki Resim Kuramı ve Anlamla İlgili Sorunlar
abstract | view |  rights & permissions | cited by
Ludwig Wittgenstein’ın dil, doğruluk ve anlam ile ilgili düşünceleri birinci dönem ve ikinci dönem olarak ele alınmaktadır. Wittgenstein, birinci döneminde, dilin ve düşüncenin dünyayı resmettiğini öne sürmüştür. Doğruluk ve anlam, resim teorisi bağlamında ortaya çıkmaktadır. İkinci döneminde bu düşüncesini terk ederek, pragmatik bir yaklaşım benimsemiş ve dilin sosyal boyutuna yönelmiştir. Bu makalenin temel amacı, Wittgenstein’ın birinci dönemindeki resim teorisi ve anlamla ilgili düşüncelerini ortaya koymak ve bu düşüncelerin barındırdığı sorunlar üzerinde durmaktır. Bu bağlamda, filozofun, birinci dönem düşüncelerini geliştirdiği Tractatus Logico-Philosophicus eseri çerçevesinde dil, doğruluk ve anlamla ilgili görüşleri detaylı olarak incelenerek bu görüşlerin içerdiği sorunlar ortaya konulacak ve bu sorunlara yönelik olası çözüm önerileri tartışılacaktır.
10. Kilikya Felsefe Dergisi / Cilicia Journal of Philosophy: Volume > 6 > Issue: 2
Tuğba Sevinç The Nature of Human Activity: A Critical Assessment of Arendt’s Views on Marx
abstract | view |  rights & permissions | cited by
In this work I present some of Arendt’s criticisms of Marx and assess whether these criticisms are fair. I claim that Arendt reads Marx erroneously, which results in her failure to grasp certain similarities between Marx and herself, at least on some points. It is important to mention that Arendt’s interest in Marx is part of a wider project she pursues. She believes that Marx’s theory might allow us to establish a link between Bolshevism and the history of Western thought. Marx’s notion of history and progress enables Arendt to support her claim that Marx’s theory involves totalitarian elements. By way of correcting Arendt’s misreading of Marx, my purpose has been to get a better understanding of the theories of Marx and Arendt, as well as to see their incompatible views regarding the nature of human activity and of freedom. Arendt charges Marx of ignoring the most central human activity, that is ‘action’; and of denying human beings a genuine political existence and freedom. Furthermore, according to Arendt, Marx conceives labor as human being’s highest activity and ignores the significance of other two activities, namely work and action. In the last analysis, Marx and Arendt prioritizes distinct human activities as the most central (labor and action, respectively) to human beings; and as a result, they provide us two irreconcilable views of politics, history and freedom.
11. Kilikya Felsefe Dergisi / Cilicia Journal of Philosophy: Volume > 6 > Issue: 2
Samet Altin Anlamın Doğası ve Ruhbilimselci Yaklaşım Sorunu
abstract | view |  rights & permissions | cited by
Anlamı zihinsel bir çıkarsama olarak gören ruhbilimselci kurama karşı duran uzun bir gelenek, anlamı sözcüklerin ilettikleri etkilerden ayrı tutmuştur. Fakat bazı durumlarda, söyleneni anlayabilmek için söylenenin etkilerine göndermede bulunmak, anlamı sözcüklerin etkilerinde aramak zorunda kalınabilir. Bazı filozofların ruhbilimselci olarak gördüğü bu tutuma karşı anlama yönelik çeşitli kuramlar ortaya attıklarını ve bazı kuramcıların anlamı yadsıma noktasına ulaştıklarını söyleyebiliriz. Fakat fiziksel ilkeler çerçevesinde kalarak anlamın zihinsel bir yönünün olduğunu söylemek ruhbilimselciliğe taviz anlamına gelmeyecektir. Bu yazıda anlam kuramlarına ilişkin olarak iki rakip kampın yani ruhbilimselci yaklaşım ile bu yaklaşıma karşıt görüşlerin arasındaki tartışma ve bu tartışmanın sonuçları ele alınmaktadır.
12. Kilikya Felsefe Dergisi / Cilicia Journal of Philosophy: Volume > 6 > Issue: 1
Alper Yavuz Etkileşimci Metafor Kuraminin Eleştirisi
abstract | view |  rights & permissions | cited by
Bu yazıda Elisabeth Camp'in metafor kuramını eleştireceğim. Bu kurama göre metaforik anlam metaforik olarak kullanılan terimin işaret ettiği şeyin karakterizasyonunun bir başka şeyin karakterizasyonu ile etkileşimi yoluyla ortaya çıkar. Bu etkileşim beraberinde metaforun önemli bilişsel özelliklerinden biri olan olarak-görme etkisini zorunlu olarak getirir. Ben bu kuramın açıklamaya çalıştığı dilsel olguyu gereksiz yere karmaşıklaştırdığını savunacağım. Söz konusu olgu etkileşime gerek olmadan da açıklanabilir. Camp'in tersine, olarak-görme etkisinin metafor için özsel olmadığını savunacağım. Bunların yanı sıra Camp'in metafor kuramının kimi değillenmiş metafor kullanımlarını açıklayamadığını göstermeye çalışacağım.
13. Kilikya Felsefe Dergisi / Cilicia Journal of Philosophy: Volume > 6 > Issue: 1
Mehmet Buğra Özgöçer Felsefenin Doğuşuna İçkin Bir Unsur Olarak Mitos
abstract | view |  rights & permissions | cited by
Bu araştırma, felsefenin doğuşunda katkısı bulunan mitsel evren görüşünün işlevini ve felsefenin gelişimi ile olan bağını çözümlemeyi amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda Hesiodos ve Homeros gibi ozanların döneminden Pre-Sokratik filozoflara kadar olan dönemde “mitostan logosa” geçiş olarak özetlenen dönüşümün çok boyutlu yapısı irdelenmiştir. Belirli bir süreç içinde ve kısmi şekilde gerçekleşen bu dönüşüm, mitsel evren anlayışının kavramsal düşünce sistemleri ile olan bağını göstermektedir. Mitlerin yapısı üzerine farklı ekollerce dile getirilmiş değerlendirmelere göre bu anlatıların, evreni bütüncül olarak görmenin bir şekli oldukları görülmüştür. Bunun yanında mitlerin ilk filozoflara kadar olan dönemde kavramsal düşünceye nasıl bir temel teşkil ettikleri değerlendirilmiştir. Ayrıca felsefenin, mitsel düşünceden bütüncül evren anlayışını miras alıp, evrene bu bütüncüllükle ancak ondan farklı olarak rasyonel temelde açıklama girişiminin bir ifadesi olduğu tespit edilmiştir.
14. Kilikya Felsefe Dergisi / Cilicia Journal of Philosophy: Volume > 6 > Issue: 1
Tevfik Uyar Gramer Hatalarina Dayali Argümantasyon ve Bir Ad Hominem Alt Türü Olarak “De Ayri” Safsatasi
abstract | view |  rights & permissions | cited by
Sosyal medyada cereyan eden tartışmalarda sık sık “kişinin dil bilgisi ve yazım kurallarına uygun yazmadığı ve bu nedenle de kişinin söylediklerine güvenilemeyeceği veya söylediklerinin yanlış olduğu” şeklinde argümanlara rastlanmaktadır. Bu makalede konunun özellikle kişinin dil bilgisi ve yazım kuralları hakkındaki bilgi ve becerisi olmadığı her hâl ve durumda bu türden argümanların ad hominem (insan karalama safsatası) olarak değerlendirilmeleri gerektiği savunulmuştur. Sık karşılaşılan safsata alt tiplerine ayrı bir isim verilmesinin tespitlerini kolaylaştıracağı düşüncesiyle, konu edilen bu özel ad hominem alt türü “de ayrı safsatası” olarak adlandırılmıştır. Ayrıca bu alt tipe benziyor olmasına rağmen biçim olarak farklılık gösteren ve bu nedenle safsata niteliği göstermeyen argüman örneklerine değinilmiştir.