Displaying: 21-26 of 26 documents

0.023 sec

21. Kilikya Felsefe Dergisi / Cilicia Journal of Philosophy: Volume > 4 > Issue: 2
Mehmet Hilmi Demir Stalnaker’s Hypothesis: A Critical Examination of Hájek’s Counter Argument
abstract | view |  rights & permissions
According to what is known as Stalnaker’s hypothesis, the probability of a conditional statement is equal to the conditional probability of the statement’s consequent given the statement’s antecedent. Starting with David Lewis, many have attempted to show that this hypothesis cannot be true for non-trivial probability functions. These attempts, which are known as the triviality results, cannot refute the hypothesis conclusively, because the triviality results usually rest on controversial assumptions such as the closure of conditionalization. In addition to the triviality results, there is one often cited argument against Stalnaker’s hypothesis that does not seem to rest on a controversial assumption. The argument is Alan Hájek’s 1989 reductio argument, which purportedly shows that Stalnaker’s hypothesis leads to outright contradiction. In this paper, I critically evaluate Hajek’s reductio argument and show that it is not a valid argument. His argument is simply an instance of the petitio principii fallacy. On the positive side, I argue that my critical evaluation of Hajek’s argument brings us one step closer to the reconciliation of the analytical and empirical examinations of Stalnaker’s hypothesis.Literatürde Stalnaker hipotezi olarak bilinen iddiaya göre, bir şartlı önermenin olasılığı, o önermenin art bileşenin ön bileşeninine şartlı olasılığına eşittir. David Lewis’in 1976 tarihli makalesinden beri birçok felsefeci bu iddianın sadece basit ve sıradan (trivial) olasılık fonksiyonları için geçerli olduğu, diğer daha işlevli (non-trivial) olasılık fonksiyonlarına uygulanamayacağını göstermeye çalışmışlar ve bu hedef doğrultusunda birçok ispat sunmuşlardır. Ancak sıradanlık sonuçları (triviality results) olarak bilinen bu tür ispatların Stalnaker hipotezini tam olarak reddetmeye yeterli olmadığı anlaşılmıştır. Çünkü bu ispatların büyük bir çoğunluğu koşullamanın kapalılığı (closure of conditionalization) gibi tartışmalı olan varsayımlara dayanmaktadır. Literatürde tartışmalı herhangi bir varsayıma dayalı olmadığı iddia edilen ve sıklıkla gönderme yapılan bir başka argüman daha mevcuttur. Alan Hájek’in 1989 tarihli makalesinde olmayana ergi metodu ile geliştirdiği bu argüman, herhangi tartışmalı bir varsayıma dayanmadan, Stalnaker hipotezinin doğrudan çelişkiye neden olduğunu göstermektedir. Bu makalede Hájek’in argümanının geçerliliği detaylı olarak incelenmekte ve sonuçta söz konusu argümanın petitio principii çıkarsama hatasını barındırdığı ve bu sebeple de geçerli olmadığı tespit edilmektedir. Pozitif katkı olarak ise bu varılan tespitin Stalnaker hipotezinin analitik ve ampirik değerlendirmeleri arasında var olan uyuşmazlığın giderilmesinde bir adım daha ileri gitmemizi sağladığı iddia edilmektidir.
22. Kilikya Felsefe Dergisi / Cilicia Journal of Philosophy: Volume > 4 > Issue: 2
Funda Neslioğlu Serin “The Strong Programme” and the Rationality Debate
abstract | view |  rights & permissions
Various approaches have been made for understanding the nature of science and scientific knowledge. The social factors that played some role during the choice of scientific theories (like the theory of evolution) in the nineteenth century popularised the opinion that the scientific knowledge is the subject of a sociological research. During the ongoing discussions, one of the explanation or the justification models that was proposed is known as “the Strong Programme.” The main claim of “the Strong Programme” is that the social factors have a determining role for the choice of scientific theories, rather than the rational and universal criteria one may expect. Hence, those who were behind this view rejected all of the rational analyses made for the sciences and the scientific methods. In this paper, we try to investigate the validity of the claims of “the Strong Programme,” and to clarify whether it is possible to understand the real nature of science without any rational approach. It is argued that it would be insufficient to determine the content of the science merely by the social factors, the natural facts might be meaningful by themselves as well.Bilimin ve bilimsel bilginin doğasını açıklamak için farklı pek çok yaklaşım geliştirilmiştir. Özellikle ondokuzuncu yüzyıldaki bazı bilimsel kuramların (evrim kuramı gibi) tercihinde toplumsal etmenlerin rolünün gözlemlenmesi, bilimsel bilginin toplumbilimsel bir araştırma konusu olduğu kanısını yaygınlaştırmıştır. Bu süreçte ortaya konan açıklama ve gerekçelendirme modellerinden biri de “Strong Programme” (Güçlü Program) olarak anılandır. “Strong Programme” ın temel savı, bilimsel kuramların tercihinde sanıldığı gibi ussal ve evrensel ölçütlerin değil, toplumsal etmenlerin belirleyici olduğu yönündeydi. Dolayısıyla bu görüşü savunanlar, bilim ve bilimsel yöntem için ortaya konan tüm ussalcı çözümlemeleri reddettiler. Bu çalışmada, “Strong Programme”ın ileri sürdüğü savların haklılığı ve sanıldığı gibi usçu bir yaklaşım olmaksızın bilimin gerçek doğasını anlamanın olanaklı olup olmadığı soruşturulmaktadır. Bilimin içeriğinin bütünüyle ve sadece toplumsal etmenlerce belirlenemeyeceği, doğa olaylarının da kendi başlarına anlamlı olabileceği ileri sürülmektedir.
23. Kilikya Felsefe Dergisi / Cilicia Journal of Philosophy: Volume > 4 > Issue: 3
Emrah Konuralp Attempts on Non-Reductionist Marxist Theory of the State: A Stimulating Rehearsal or a Coherent Approach?
abstract | view |  rights & permissions
As an oversimplification of economic reductionism, the base/superstructure metaphor is over identified with Marxist theory of the state, and the state has been considered to be corresponding to the latter. This over identification was seen inconvenient by some Marxist theoreticians who have been looking forward to analyse the state through a non-reductionist perspective. In this article, those attempts are compared and contrasted by dividing them into two categories and by using open Marxism as the banner of a distinctive group among non-reductionists. The main theme of this article is to clarify major theses of non-reductionists and to address to the apparent tensions within themselves. Despite their points of differentiations, they share a commonality in their hostility towards ‘traditional historical materialism’ and even towards structural Marxism. The positions mentioned in this article may not be considered as a coherent and consistent non-reductionist theory of the state due to their variations within themselves; however, at least they are successful as contemporary ‘attempts’ of non-reductionist Marxist theory of the state that would pave ground to a more consistent theory. In this article, they are considered to be stimulating as they ground their unease with reductionism on appealing issues.Ekonomik indirgemeciliğin bir yalınlaştırması olan altyapı/üstyapı metaforu Marksist devlet kuramıyla aşırı özdeşleştirilmektedir ve bu bağlamda devletin üstyapıya denk düştüğü düşünülmektedir. Bu aşırı özdeşleştirme, devleti indirgemeci olmayan bir bakış açısıyla çözümlemeye çaba gösteren bazı Marksist kuramcılar tarafından uygunsuz bulunmuştur. Bu makalede, bu çabalar sınıflara ayrılarak karşılaştırılmıştır ve açık Marksizm, indirgemeci olmayan yaklaşımlar içinde farklı bir grubun etiketi olarak kullanılmıştır. Bu makalenin ana teması, indirgemeci olmayan yaklaşımların temel tezlerini ortaya koymak ve bunlar arasındaki görünür gerilimlere dikkat çekmektir. Farklılaştıkları noktalar olmasına karşın ‘geleneksel tarihsel maddecilik’ ve yapısalcı Marksizme karşı tutumları ortaktır. Bu makalede ele alınan yaklaşımlar kendi aralarındaki çeşitliliklerden ötürü açık ve tutarlı bir indirgemeci olmayan devlet kuramı olarak değerlendirilmeyebilir; ancak, bunlar en azından daha tutarlı bir indirgemeci olmayan çağdaş Marksist devlet kuramına doğru evrilecek başarılı ‘çabalar’dır. Bu makalede, bu çabalar sorunları ele almada indirgemeciliğe karşı tedirginliklerini temellendirdikleri ölçüde ufuk açıcı görülmektedir.
24. Kilikya Felsefe Dergisi / Cilicia Journal of Philosophy: Volume > 4 > Issue: 3
Tevfik Uyar A Secondary Tool for Demarcation Problem: Logical Fallacies
abstract | view |  rights & permissions
According to Thagard, the behavior of practitioners of a field may also be used for demarcation between science and pseudoscience due to its social dimension in addition to the epistemic one. I defended the tendency of pseudoscientists to commit fallacies, and the number of fallacies they commit can be a secondary tool for demarcation problem and this tool is consistent with Thagardian approach. In this paper, I selected the astrology as the case and I revealed nine types of logical fallacies frequently committed by astrologers while introducing their field and/or defending their claims against the scientific inquiries and refutation efforts. I also argued that recognizing these fallacies may help the audience to demarcate between the scientific and the pseudoscientific arguments.Thagard’a göre sözdebilimlerin epistemolojik boyutunun yanı sıra sosyal boyutu da bulunmaktadır ve bilim ve sözdebilim ayrım probleminde bir alanın uygulayıcılarının davranışları da bir araç olarak kullanılabilir. Bu makalede sözdebilimcilerin mantıksal safsata kullanmaya olan eğilimleri ve safsataya başvurma sıklıklarının bilim-sözdebilim ayrımında kullanılabilecek ikincil bir araç olduğu savunulmaktadır. Örnek olarak astroloji sözdebilimi seçilmiş ve astrologların alanlarını tanıtırken ya da savunurken sıklıkla başvurdukları dokuz mantıksal safsataya yer verilmiştir. Ayrıca bu safsataları tanımanın bilimsel ve sözdebilimsel argümanları ayırt edebilmede yardımcı olacağı ileri sürülmüştür.
25. Kilikya Felsefe Dergisi / Cilicia Journal of Philosophy: Volume > 5 > Issue: 1
Mehmet Hilmi Demir Counterfactuals and Context: A Response to Brogaard and Salerno
abstract | view |  rights & permissions
According to the standard interpretation, counterfactuals fail to satisfy the following inference rules: contraposition, strengthening the antecedent and hypothetical syllogism. Contrary to the standard interpretation, Brogaard and Salerno (2008) argue that counterfactuals do satisfy these inference rules when context features are kept fixed in evaluating arguments with counterfactuals. For them, the main reason behind claiming that counterfactuals fail to satisfy these inference rules is the illicit shift in context when evaluating the arguments in question. If true, Brogaard and Salerno’s claim would have a devastating effect on the counterfactuals literature because almost the entire literature is based on the assumption that counterfactuals do not satisfy those inference rules. Given its importance, Brogaard and Salerno’s claim is examined in this paper. They are right in claiming that contextual features must be kept fixed throughout the evaluation of an argument, but the rest of their claim rests on a faulty reasoning. In the paper, I show that counterfactuals do fail to satisfy contraposition, strengthening the antecedent and hypothetical syllogism even when contextual features are kept fixed throughout the evaluation of an argument in the way Brogaard and Salerno require.Karşıolgusal önermelerin Lewis tarafından geliştirilen standart yorumuna göre, normal şartlı önermeler kullanıldığında geçerli olan bazı çıkarsama kuralları karşıolgusal önermeler kullanıldığında geçersiz olmaktadır. Bu çıkarsama kurallarından öne çıkanlar şunlardır: tersevirme, önbileşen güçlendirme ve varsayımsal kıyas. Brogaard ve Salerno (2008), literatürde genel kabul gören standart yorumun aksine, bu bahsi geçen çıkarsama kurallarının karşıolgusal önermeler kullanıldığında dahi geçerli olduğunu iddia etmektedirler. Brogaard ve Salerno’ya göre bu çıkarsama kurallarının kullanıldığı argümanları değerlendirirken eğer bağlama dair özellikler sabit tutulur ise bu durum açıkça görülecektir. Yani Brogaard ve Salerno'ya göre bahsi geçen çıkarsama kurallarının karşıolgusal önermeler için geçerli olmadığının düşünülmesi, argümanların değerlendirilmesinde bağlam özelliklerinin farkında olmadan değiştirilmesinden kaynaklanmaktadır. Brogaard ve Salerno’nun bu iddiası, eğer doğru ise, çok önemlidir. Çünkü karşıolgusal önermeler üzerine olan literatürün tümü standard yoruma ve onun doğurduğu sonuçların kabulüne dayanmaktadır. Brogaard ve Salerno’nun iddiası doğru ise bu literatürün tümü anlamsızlaşacaktır. Bu makalede Brogaard ve Salerno’nun iddiası detaylı olarak incelenmektedir. Brogaard ve Salerno’nun belirttiği gibi argümanlar değerlendirilirken bağlama dair özellikler sabit tutulmalıdır. Ancak bağlama dair özellikler sabit tutulduğunda dahi karşıolgusal önermeler bahsi geçen çıkarsama kurallarını geçersiz kılmaktadır. Yani, Brogaard ve Salerno’nun ana iddiası yanlıştır. Bu makalede bu yanlışlık gösterilmektedir.
26. Kilikya Felsefe Dergisi / Cilicia Journal of Philosophy: Volume > 5 > Issue: 2
Arman Besler Syllogistic Expansion in the Leibnizian Reduction Scheme
abstract | view |  rights & permissions
The standard inferential scheme of traditional assertoric syllogistic, based on the initial chapters of Aristotle’s Prior Analytics, employs single-premissed deductions, i.e., principles of immediate inference, in the reduction of imperfect valid moods to perfect moods. G. W. Leibniz (among others) has attempted to replace this scheme with his own version of syllogistic reduction (the core of which is, again, based on Aristotle’s observations on syllogistic transformation), in which the principles of immediate inference themselves are modelled as (and hence justified by means of) valid syllogisms. This paper examines the place of this modelling, i.e. syllogistic expansion, of immediate inferences in Leibniz’s scheme of syllogistic reduction (which he describes in his Nouveaux Essais and presents in one of his papers on syllogistic), and shows through this examination that the tenability of the whole scheme actually hinges on the interpretation to be given for the categorical propositional forms. Geleneksel asertorik tasım kuramının, Aristoteles’in Birinci Çözümlemeler’inin ilk bölümlerine dayanan standart çıkarım planı, eksik geçerli kipleri tam/mükemmel kiplere indirgemek için bazı tek öncüllü dedüktif çıkarımları, yani dolaysız çıkarım ilkelerini kullanır. G. W. Leibniz, bu planın yerine, özü itibariyle yine Aristoteles’in tasımsal dönüştürme hakkındaki gözlemlerine dayanan, kendi tasımsal indirgeme örneğini koymaya girişenlerden birisidir. Leibniz’in indirgeme planında, dolaysız çıkarım ilkelerinin kendileri, geçerli tasımlar olarak modellenir (ve dolayısıyla onlar yoluyla gerekçelendirilir). Bu çalışma, dolaysız çıkarımların bu modellemesinin, yani tasımsal genleştirmenin, Leibniz’in (Nouveaux Essais’de betimlediği ve tasım hakkındaki yazılarından birinde sunduğu) tasımsal indirgeme planındaki yerini incelemekte ve bu inceleme yoluyla bütün bir indirgeme planının savunulabilirliğinin, aslında, kategorik önerme biçimleri için verilecek yoruma bağlı olduğunu göstermektedir.